KÜÇÜK ÖLÇEKLİ TARIMSAL İŞLETMELERİNİN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ VE KOOPERATİF HAREKETİ

263
0
Paylaş:

Günümüzün küreselleşen sisteminde teknolojinin ve sanayinin hızla gelişmesi nedeniyle, sürdürebilirliğin sağlanmasında ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Sürdürülebilirliğin çevresel, sosyal ve ekonomik boyutları vardır ve bunların hepsi birbirleriyle etkileşim içerisindedir.

Özellikle İkinci Dünya savaşından sonra dünyanın sosyal, ekonomik ve politik yapısı derinden sarsılmıştır. Savaş sonrası süreçte sadece ekonomik kaygılarla gerçekleşen sanayileşme hamleleri, ‘‘gelişmiş ülke’’ olarak ifade edilen ülkelerde zamanla çevre üzerinde ciddi boyutlarda olumsuz etkiler oluşturmaya başlamıştır. 1960’lı yıllarda karşılaşılan çevresel felaketler, ekonomik refaha ulaşmak için çevreyi dikkate almaksızın yapılan hamlelerin tek başına anlamlı olmadığını göstermiştir. Bu nedenle de 1972 yılında çevreye yönelik ilk uluslararası adım Stockholm Konferansı’nda gerçekleşmiştir. Bu konferansla birlikte çevre ve kalkınmanın birbiriyle ilişkili olduğu üzerinde durularak ‘‘ Sürdürülebilir Kalkınma’’ kavramı üzerinde tartışmalar başlamıştır.

1987 yılında Birleşmiş Milletler Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonunca hazırlanan Brundtland Raporu’nda ise sürdürülebilir kalkınmaya ilişkin tanımlamalar ortaya konmuş ve 1992 yılında Rio de Janeiro’da ilk Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı (UNCED) düzenlenmiştir. Bu konferansta, 21.yüzyıl çevre ve kalkınma anlayışına ilişkin ilkelerin benimsendiği bir ajanda olan Gündem 21 belgesi oluşturulmuştur. 2002’de  Johannesburg’da yapılan Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi’nde ise Rio’da kabul edilen ilkelerin uygulamaya nasıl geçirileceği ve yaşanabilecek sorunlar üzerine uluslararası düzeyde tartışmalar yapılmıştır (http://www.uncsorg/history.html).

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler Sürdürebilir Kalkınmayı gerçekleştirebilmek için çevresel sorunları ve Sürdürülebilir Kalkınma ilkelerini, kendi iç dinamikleri ve koşulları ölçüsünde oluşturacakları ulusal, bölgesel ve yerel kalkınma politikaları ve programlarında yer almasını sağlamalıdırlar. Bunların sağlanması içinde kamu kurumları, yerel yönetimler, özel sektör, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları ve bu kapsamda üreticiler tarafından kurulan kooperatifler katılımcı bir anlayışla işbirliği yaparak Sürdürülebilir Kalkınma Modeli oluşturulmasına yönelik hedefler belirleyerek, bu hedefleri gerçekleştirecek stratejiler üzerinde çalışmalıdırlar.

Dünyanın gıda temininin %80’e yakın büyük bir bölümü küçük aile işletmeleri tarafından sağlanmaktadır. Bunların ağır piyasa şartlarında tek başlarına mevcudiyetlerini sürdürmeleri gün geçtikçe zorlaşmaktadır. Gıda ihtiyacının sadece kar amacı güden birkaç firma tarafından karşılanması hiçbir ülke ya da hükümet tarafından kabul edilebilecek bir zafiyet değildir. Küçük ölçekli çiftçinin hayatta kalabilmesinin tek yolu, girdi, finansman, teknoloji temin ederek ürününü hak ettiği fiyattan satabilme gücüne ulaşabilmesidir. Yani piyasada rekabet gücüne sahip olabilmelidir. Küçük aile işletmelerinin sürdürülebilir olabilmeleri için en etkili olabilecek sürdürülebilir kalkınma modeli, katılımcı ve demokratik ilkelerin hakim olduğu kooperatif hareketidir

Kooperatifler, ortakları için lokal, bölgesel ve ulusal pazarlarla bağlantı kurarak ortaklarının komisyonculara mahkum olmalarını önleyerek ürünleri için hak ettikleri fiyatın oluşumunu sağlayıp ortaklarının karlı bir satış yapmasına vesile olurlar. Bu nedenle tarımsal amaçlı kooperatifler başarılıdır. ( http://stories.coop/, http://www.uca.co.ug).

Kooperatifleşmenin neden sürdürülebilir bir kalkınma modeli olduğu sorusunun yanıtını genel olarak; kooperatifleşmenin temel ilkelerine göre kooperatiflerin sahip olduğu aşağıdaki özelliklerden kaynaklanmaktadır  :

  • Sürdürülebilir bir iş modelidir
  • Yerel ekonomileri güçlendirir
  • Yaşam şartlarını iyileştirir
  • İnsanlara sorumluluk kazandırır
  • Katılımcıdır

Bir ülkenin Gıda Güvencesini sağlamak ve Güvenilir Gıda temin etmek için tarımın önemli hale geldiği günümüzde, Türkiye büyük bir avantaja sahiptir. Türkiye’de, iklimi ve 24,5 milyon hektar tarıma uygun işlenebilir arazi varlığı ile Dünyada tarımsal üretimde 12.ci, AB ise 1.nci sırada yer almaktadır. Tarımsal ekonomi büyüklüğü bakımından ise Dünya’da 7.nci büyüklüktedir. Bu durumu muhafaza etmek ve daha ileri seviyelere çıkartmakla sorumluyuz. Fakat önümüzde bizleri bekleyen ciddi sorunlar bulunuyor. Dünyada toprak rezervi kalmayan 19 ülkeden biri olan Türkiye’de nüfus artışı, çarpık sanayileşme, plansız kentleşme, küresel iklim değişiklikleri Türkiye’de toprak, su ve orman gibi doğal kaynaklarımızı her geçen gün daha fazla tehdit etmeye devam etmektedir. Diğer yandan ise, küresel krizlerin olumsuz etkileri tarımda bir yandan dış pazarı küçültürken, diğer yandan girdi maliyetlerini arttırmaktadır. Bunlar dikkate alındığı zaman, 2 milyondan fazla işletme sayısıyla Türkiye’de tarımında aile tarım işletmelerinin önemi daha ön plana çıkmaktadır. Bunların ayakta kalmalarının, nesilden nesile mevcudiyetlerinin sürdürülebilmesinin sağlanması gerekmektedir. Tarımda dünya çapında bir potansiyele sahip olan Türkiye’nin, aynı başarıyı rekabet alanında da gösterebilmesi kooperatiflerin ülke tarımına sağlayacakları katkı oranında olacaktır. Bu nedenle daha güçlü bir Türkiye’nin yolu daha kooperatiflerden geçmektedir.

Tarımsal amaçlı kooperatifler, 4 milyona yakın ortağı ile yaklaşık 13 bin kooperatiften oluşan dev bir oluşum yaklaşık 160 yıldır ortaklarının ve toplumun yaşam düzeyini yükseltmeye dönük parasal ve sosyal yararlar sağlayan örgütlerdir. Kooperatifler üretim planlama, ucuz girdi sağlama, ürünün değer fiyatında satışı, katma değer kazandırma, vergi muafiyetleri sağlama, devlet yardımı temini, sübvansiyonlardan yararlanma, sigorta yoluyla risklerin karşılanması ve hukuki kolaylıkların sağlanması gibi birçok maddi kazançlar sağlayabilmektedirler. Bunların yanı sıra yaşam düzeyini yükseltilmesine yönelik sağlık, beslenme ve mesleki eğitim gibi çeşitli alanlarda sağlanan destek ve iyileştirme hizmetleri de sunabilmektedirler. Özetle; ülke kaynaklarının etkin bir şekilde kullanılmasına yardımcı olmaktadırlar.

Sonuç ve Öneriler

Dünyanın önde gelen kurumları ve gelişmiş ülkelerin hükümetleri gittikçe artan açlık, enerji, çevre ve refah dağılımındaki denge ile ilgili küresel sorunlar için önerdikleri çözüm yollarından en önemlisi kooperatifçiliktir. Bu durum tarım sektöründe daha da öne çıkmaktadır. Küreselleşen ekonomide ister gelişmiş, ister az gelişmiş olsun bütün ülkelerde tarımsal üretimi genellikle küçük aile işletmeleri tarafından yapılmaktadır. Her ne olursa olsun bu işletmeler, tarımsal üretime devam ederek toplumun ihtiyaç duyduğu gıdayı kesintisiz temin etmektedirler. Geleneksel yöntemlerin gelecek kuşaklara ulaştırılabilmesi ve bu kültürün korunabilmesi için piyasa baskısı karşısında, küçük aile işletmelerinin ayakta kalmaları ve mevcudiyetlerini sürdürmeleri sağlanmak zorundadır. Dünyanın gıda temininde her şartta üretime devam eden küçük işletmelere sahip aile çiftçileri serbest piyasa ekonomisinin ağır piyasa şartlarına karşı tek başlarına mevcudiyetlerini korumakta zorlanmaktadır. Küçük ölçekli aile işletmelerinin kooperatifler altında bir araya gelerek birlikte hareket etmeleri, onlara piyasada sürdürülebilir, uzun soluklu bir güç verecektir. Bu sayede değer zinciri yönetiminde etkin bir rol üstlenmelerini, ürettikleri ürünün katma değerini arttırıcı tedbirler almalarını ve piyasada ciddi bir rekabet gücüne sahip olmalarını sağlayacak bir kurumsal kapasite oluşturulabilecektir. Kooperatifleşerek güçlerini birleştiren küçük ölçekli çiftçiler, gelirlerini arttırmaya imkan tanıyacak fırsatları oluşturmanın yollarını hep birlikte bulacaklardır.

Küçük ölçekli üreticiler kooperatifleri aracılığı ile üretimini planlayarak, ürünü sözleşmeli bir şekilde pazarlayarak ve ürüne katma değer katarak çiftçi gelirini arttırabilecek rekabet gücüne ulaşacak ve kendi ayakları üzerinde durabilecekleri kabiliyete geleceklerdir.

Küçük ölçekli üreticileri, piyasa şartlarının muhtemel olumsuz etkilerinden korumak ve piyasada rekabet gücü kazandırabilmek amacıyla, kendi üretici örgütleri üzerinden kendi gelir ve yaşam düzeyini artıracakları faaliyetlere aktif katılımları sağlanmalıdır. AB’deki Üretici Örgütleri tarafından yapılan Üretim ve Pazarlama Planları benzeri uygulamalar ile üreticinin kendi gelirlerini artıracak seviyeye ulaşmaları, piyasa ve değer zincirine aktif katılımları gibi fırsatlar oluşturulabilir. Bu kapsamda köy ve havza bazlı kalkınma ve yatırım planları çerçevesinde üretici örgütlerinin sözleşmeli üretim, markalaşma, franchaising vb iş modelleri oluşturarak sektördeki şirketlerle stratejik ortaklıklar kurması, ulusal ve uluslararası pazarlara açılması yönünde girişimlerde bulunması aslında hiç de zor olmayan hedeflerdir.

Kaynaklar

http://stories.coop (http://www.uca.co.ug)

http://www.uncsorg/history.html
Paylaş:

Yorum Bırak