Ülkemizde Organik Tarımla İlgili Sıkıntılar

714
0
Paylaş:

Bu yazımı öncesinde organik tarımın, uygulanabildiği takdirde çok büyük faydalarının olduğunu söylemiştim. Buna bağlı olarak, tarımsal üretim sistemlerinin tamamının organik tarıma geçebilmesi mümkün değildir ama sürdürülebilir hale dönüştürülerek klasik tarım uygulamalarının verdiği zararların azaltılması sağlanabilir. Önemli olan seçilen üretim sisteminin “uygulamada” yapılabilirliğinin sağlanması, örgütlü hareket edilmesi ve denetlenmesidir. Peki, uygulama bazında organik tarım açısından günümüz koşullarında karşılaşılan güçlükler nelerdir? Hangi aşamalarda ne tür sorunlar yaşanmaktadır? Bu yazımda bunlara değinelim istedim. Ülke nüfusumuzun yoğunluğu, arz talep ilişkisinin dengeli olmaması, gelir düzeyinin düşük olması ve eğitim yetersizliği birçok sektörde olduğu gibi, organik tarım sektöründe de ilk akla gelen sorunlar arasındadır. Bahsettiğim sadece organik tarım üzerine eğitim almak değildir, yanlış anlaşılmasın. Tarım işiyle uğraşan tüm kesimlerin bilinçli ve sorumluluk sahibi olabilmesi ile ilgilidir, yanlışı bile bile yapmamasıyla ilgilidir. Kültür işidir. Organik tarım uygulamalarında ise eğitim daha fazla ön plana çıkmaktadır. Örneğin; ülkemizde meslek yüksekokulları düzeyinde verilen organik tarım eğitimi sonrasında mezun olan teknikerlere mevzuatlara göre herhangi bir yetkisi bulunmamaktadır (Bayram vd. 2007), neden? Çünkü bütün işlerimizde olduğu gibi başlamaktaki amacımız her zaman farklı… Ne demek istiyorum:  biz, nedenini bilmediğim bir şekilde, önce koşulları oluşturmak ve ardından hareket etmek yerine; önce hareket edip ardından koşulları ona uydurmaya çalışan bir toplum haline gelmiş bulunuyoruz. Madem, bu yüksekokullarda eğitimli eleman yetiştiriyoruz, soru şu; bu elemanları nerede kullanacağız?  ya da organik tarımın olmazsa olmazı denetleme mekanizmasında, yetişmiş elemanlardan faydalanmayacaksak kimlerden faydalanacağız? Kimileri, oluşan sektörün çok yeni olması nedeniyle tam olarak oturmadığını ve zaman içinde bu ve benzer sorunların aşılabileceği yönünde düşünceye sahiptir. Saygı duyarım, ancak hatırlatmak isterim: Bilgilerin hızla yayıldığı ve paylaşıldığı bir teknoloji çağı yaşıyoruz. Hemen hemen her türlü konuyla ilgili emsaller mevcutken neden daha ileriye bir adım atmıyoruz…Benim gözümde eğitimin ardından bir sistemin başarıya ulaşması gerekli olan en önemli aşama örgütlenmedir, diğer ifadeyle “birlikte hareket etme”. Maalesef, tarım sorunlarının başında yer alan bu durum, organik tarım uygulamalarında da karşımıza çıkacak gibi görünüyor. Eğer bu sisteme geçiş yapmak istiyorsanız “ben işime bakarım” deyip kenara çekilemezsiniz. Şöyle başlayalım açıklamaya; ortaya sermaye koyuyorsunuz, eğitimini aldınız. Gerekli kontroller başladı, süreç uzun olduğu için zaman harcıyorsunuz, bu arada sermayeden yiyorsunuz. Süreç başarıya ulaştığı takdirde gelirinizde çok ciddi artışlar söz konusu olacak… Ve bir gün yakın çevrede bulunan, klasik tarım tekniklerini kullanan diğer bir işletmenin sorumsuzluk ya da istem dışı oluşturabileceği herhangi bir bulaşmadan etkilenmemeniz mümkün değil, işletmenizde çok ciddi sorunlara neden olacaktır. Peki, şimdi ne olacak? Ülkemiz koşullarında bu tür sorunların oluşmasında en büyük etken; tarım işletmelerimizin küçük, çok parçalı ve dağınık oluşundan kaynaklanmaktadır. Özellikle organik tarım alanlarının klasik üretim alanlarına mesafesi sıkıntılı durumların oluşmasına neden olmaktadır. Daha işin başında, karar aşamasında örgütlenme ve arazi büyüklüğü sorununun organik tarımda birleştiği nokta da budur aslında…  Aynı zamanda, işletme büyüklüğü sorunu organik tarım sistemine geçmek isteyen örgütsüz bir küçük işletmecinin, mevzuat gereği denetim ve sertifikasyon kuruluşları ile yapacağı anlaşmalar çerçevesinde karşılaşacağı işletme maliyetinin de yüksek olmasına neden olacaktır. Diğer taraftan, ülkemizde tarımsal işletmeler hakkındaki veri tabanı da yeterli değildir. Son dönemde yapılan arazi toplulaştırma çalışmalarıyla arazi bazında veri tabanı oluşturulması konusunda önemli adımlar atılmasına karşın,  ülkemiz genelinde tam olarak uygulamaya geçilmemiştir.  Bu durumu organik tarım işletmeleri açısından ele aldığımızda; kısa bir süredir uygulanmaya başlamasına, sayılarının oldukça az olmasına, bir kayıt sistemi geliştirmesine ve her aşamasında denetleme imkânınız bulunmasına rağmen, sağlıklı bir veri tabanı ve bilgi akışı oluşturulamaması işin ciddiyetini ortaya koymaktadır. Örgütlenme sadece üreticiler açısından değil aynı zamanda kurumlar arasında da sağlanmalıdır ve ilgili kuruluşlar arasındaki işbirliğinin yeterli olmaması, ilerleyen dönemlerde pazarlama konusunda benzer sorunlarla tekrar karşılaşılması anlamına gelmektedir. Organik tarım ürünlerinin diğerlerine göre pazar fiyatlarının yüksek olması, cazibesini artıran konuların başında gelmektedir. Gerek ülkemizde gerekse ihraç edilecek ülkelerde belirli bir kesimin beslenmesinde kullanılabilir olması da sınırlılığını ortaya koymaktadır. Oluşan bu pazarlama sorunu, iç ve dış pazarın dengeli olmayışından kaynaklanmaktadır. Özellikle ülkemizde organik ürünlerin iç talep artışlarının istenilen seviyeye ulaşamamasının nedenlerinden biri, beklide en etkilisi, halkın düşük gelir düzeyidir. Eğitim düzeyimiz arttıkça halkın organik ürünlerle beslenme eğiliminde artış olmasına karşın, sürekliliği söz konusu olamamaktadır. Diğer taraftan, ihraç edilen organik ürünlerin ihraç sorunları nedeniyle iadesi durumunda da iç piyasaya klasik tarım ürünlerinden farksız bir şekilde dönüş yapması ise sıkıntının boyutlarını gözler önüne sermektedir. Pazarlama aşamasında yaşanan bir diğer sıkıntı da, aslında tamamen kurumsal işbirliği ile ortadan kaldırılabilecek bir sorun olmasına rağmen, organik tarımın gerektiği kadar önemsenmediğini algıladığımız bir “kavram kargaşası” (Demiryürek 2011)’nın olmasıdır. Klasik tarım teknikleri ile üretildikleri halde, etiketlenme aşamasında doğal, natürel, tabi, köy ürünü, gübresiz, ilaçsız, katkısız, organik tarım veya gıda ürünü vd. yanlış, yanlı ya da yanıltıcı ifadeler kullanılmaktadır (Demiryürek 2011). Oysa organik ürünlerin ya da organik tarıma geçiş ürünlerinin etiketlenme şekilleri ve renkleri bile mevzuat ve kanunla belirlenmişken, “kavram kargaşası” yaratan reklamların ve söylemlerin önü kesilmediği takdirde, organik tarımda istenilen düzeye ulaşmanız hiçbir zaman mümkün olmayacaktır. Ne demek istiyorum? Organik tarım konusunda yapılması gerekenler nelerdir diye sorulduğunda şu tarz cevaplar verilmektedir: “oluşturulan reklam ve kamu spotları yetersiz kalmaktadır”, “organik tarım konusunda tüketicileri eğitmek, bilinç oluşturmak gerekir”, “piyasalarda denge sürekli değişkenlik göstermektedir” vs. vs….Şimdi ben size soruyorum;, bu yapılanlar ile söylenenler birbirini tutuyor mu? İşin ilginç olan bir yanı da; AB mevzuatlarına göre yönetmeliklerini örnek aldığımız ülkelerde her nedense ne “veri tabanı” sorunu, ne “toplulaştırma” sorunu, ne “eğitim” ne “örgütlenme” ne de “pazarlama” sorunu ön plandadır. Peki, elimizde bir çok örnek varken, neden sanki sıfırdan başlıyormuş gibi hareket ediyoruz?Gelelim bir diğer konuya: organik ürünlerin fiyatları neden bu kadar yüksek? En önemli gerekçe; kontrol ve sertifikasyon için yönlendirilen kuruluşların büyük ölçüde dışa bağımlı olmalarıdır. Mevzuatlara göre organik tarım kontrol ve sertifikasyon kuruluşlarının bağımsız olması, ticari anlamda danışmanlık dâhil hiçbir hizmet vermemesi, üretim ve pazarlama faaliyetlerinde bulunmaması gerekmektedir. Görevleri; organik tarıma geçmek isteyen işletmenin gerekli her türlü analizini yaparak kontrol etmek, uygun üretim yapmasını sağlamak ve sertifikalandırılarak ürünlerin etiketlenmelerine kadar her türlü işlemden sorumlu olmaktır. Ülkemizde, 2013 yılı itibariyle, İzmir (10), Ankara (5), İstanbul (3),  Mersin (2), Antalya (2), Muğla (1), Sivas(1), Yalova(1), Adana (1) ve Kayseri (1) merkezli olmak üzere büyük bir kısmı dışa bağımlı 27 adet kontrol ve sertifika kuruluşu bulunmaktadır (Bu şirketlerin listesi bakanlığımızın web sayfasından görülebilir, Anonim 2013). Geçmiş yıllara göre sayısı artan bu şirketlerin, sayılarının ve bölgelerinin yeterli olmaması organik tarımda kontrol ve sertifikasyon işlemlerinin maliyetini etkilemektedir (Bayram vd. 2011). Ayrıca, toprak, su ve ürün açısından kalıntı, mikrobiyal ve yapılması gereken diğer analizler için akreditasyon işlemini tamamlanmış laboratuvar sayısının az olması nedeniyle, kontrol ve sertifikasyon şirketlerin dışa bağımlı olmaları da beklenen bir durumdur. Bu da, gerek şirketler açısından gerekse işletmeciler açısından organik tarım için ek bir maliyete neden olmaktadır. Organik ürünlerin fiyatlarının yüksek olmasındaki bir diğer etken de; organik tarımın girdileri olarak kullanılacak hammaddenin dışa bağımlılığıdır. Organik tarımda kullanılan hammaddeler nelerdir: örneğin bitkisel üretim açısından ele aldığımızda en önemli sorun tohumluktur. Çünkü klasik tarım teknikleriyle üretilen ürünler organik üretim sisteminde tohumluk olarak kullanılamamaktadır. Birçok değerlendirmede, çevre etmenlerine, hastalık ve zararlılara karşı dayanıklı çeşitlerin az olduğundan yakınılmaktadır. Aslında bu konularda yapılan çalışmalar yeterli düzeyde olmadığı için “az” olarak görülmektedir. Diğer taraftan, yine bitkisel üretim örneğinden yola çıkarak, özellikle organik gübre ve bitki koruma maddelerinin yani “organik girdilerin” alternatiflerinin üretilmesi ve çeşitliliğinin arttırılması sadece biraz ilgiye ihtiyaç duymaktadır. Bugün, ülkemizde bu gibi problemlerin üstesinden gelinemediği için hammaddeler yurt dışından sağlanmakta ve dolayısıyla bu durum organik ürünlerin fiyatlarına yansımaktadır.Son olarak; ülkemize örnek olması gereken ülkelerde, organik tarımın gelişimini sağlayan en önemli etken, üreticiyi maddi yönden desteklemeleri olmuştur. Rakamlar üzerinden veri vermek gibi bir niyetim yok. Ülkemizde, organik tarımı teşvik etmek amacıyla klasik tarım üreticilerine verilen desteklerle kıyaslandığında daha fazla kredi verilmektedir, ancak yeterli olmadığı organik tarım adına bugün gelinen noktadan belli olmaktadır. İşte bu yüzden örgütlü bir iştir organik tarım yöntemi ve çok ciddi bir planlama gerektirir. Ama maalesef ülkemizde organik tarımın sorunları birbirine bağlanarak bir zincir halini almaktadır: “eğitim-mevzuat-küçük işletme-örgütlenme-pazarlama-maliyet-hammadde-destek sorunu”. Zaman içinde bu ve benzer sorunların aşılması dileğiyle, saygılarımla… KaynaklarBayram, B., Yolcu, H., Aksakal, V., 2007. Türkiye’de Organik Tarım ve Sorunları Atatürk Üniv. Ziraat Fak. Derg. 38 (2), 203-206. ISSN : 1300-9036.Demiryürek, K. 2011. Organik Tarım Kavramı ve Organik Tarımın Dünya ve Türkiye’deki Durumu GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 28(1), 27-36.Anonim, 2013. OT Yetkili Kuruluşlar (KSK) – Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, 2013.

Paylaş:

Yorum Bırak